Blog
Signage Resim

Dangal (*) : İki Kadının Başarıya Giden Yoldaki Azim Hikâyesi ...



Bir film izler sonra düşünür veya hayal edersiniz yaşadıklarınızı, ya da yaşanacak olanları….. işte böyle bir izlencenin ardından hissettiklerimi ve düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istedim.

Yoğun bir gün geçirmiş, kulağınızda ısınacak kadar çok konuşmak zorunda kaldığınız telefon görüşmelerinin ardından ,müvekkilinize anlatmaya çalıştığınız konuların ve bitmeyen davaların yüküyle , İşten yorgun argın evinize geldiğinizde çoğu zaman tek istediğiniz kafa dağıtmaktır. Sessize aldığınız için cevaplayamadığınız aramalara da yanıt verdikten sonra elbette…

Bedeniniz çok yorulmadıysa o gün, ne bileyim adliyede çok koşturmadıysanız ya da başka bir il veya ilçede duruşmaya ya da keşife gitmediyseniz ,asansörlere binme şansınızı yakaladıysanız gün boyu adliyede , şanslı bir günü geride bırakmışsınız demektir. Emeğinizin karşılığı olan ücretinizi de tahsil ettiyseniz eğer moraliniz de tavan yapmış, egonuz tatmin olmuştur.

Peki eve geldiğinizde ne bekler sizi ? Hep birlikte düşünelim ve sonra hayal kuralım olmaz mı? Yalnız yaşıyorsanız daha şanslı sayılabilirsiniz . En azından eve geldiğinizde sadece canınızın istediği şeyi yapmakta özgürsünüz. Yaptığınız diyete uygun hafif birşeylerle karnınızı doyurup, günün yorgunluğunu atmak için salondaki kanapeye uzanır ve yılların vermiş olduğu alışkanlıkla her yıl ekranı daha da büyüyüp serpilen, son model HD görüntü veren TV’nin karşısına geçerek mutlaka orta sehpada bulunan kumandayı bir elinize alır TV’yi açar sonra diğer kumanda ile (Uydunet-Digiturk vs. kumandası ) rastgele bir kanalı açarsınız. Bu sırada bağımlısı olduğunuz cep telefonunuz ise diğer elinizde otomatikman yerini almıştır.

Sadece TRT nin olduğu tek kanallı TV döneminden bugüne gelmişseniz eğer ,bir çoğunuz benimle aynı duyguları yaşamışsınızdır mutlaka. Hangi kanalı izlesem derdi yoktu o zamanlarda, tek tuş ve tek kanal. Beğenmezseniz kapatır radyo dinlerdiniz veya gazete, kitap okur veya el işi yapıp sohbet ederdiniz evdekilerle. Olmadı komşuya gider hep birlikte kış ayları ise çayın yanına alınmış kaymaklı bisküvi veya pötübör bisküvi veya patlamış mısır eşliğinde güzel muhabbetler edilirdi. TV olmayan komşularınız geldi ise hep birlikte saat 12 olana kadar TV izlenir, haber, film,maç vs. ne varsa bitince istiklal marşı okunup bayrak göndere çekilir ve ekran böylece kapanırdı.

Yaz aylarında ise balkonda veya bahçede buluşulur, balkona çıkarılan TV den adeta tüm mahalleye yayın yapılırdı kimi zaman. Çiğdem çitlenir, leblebi veya nohut yenir, yanında yine mutlaka çay bazı zamanlarda ise sade gazoz içilirdi . Sunalkokteyl çıkmıştı daha sonra,ardından da pepsi ve coca cola… Şimdilerde ise hiçbir misafire çiğdem ikram edilmez oldu, çayın yanına bisküvi konulması ise tarihe karıştı neredeyse…. Yanılıp ta ikram etmek zorunda kalırsanız konuklarınız sizi ayıplayabilir çünkü. Hazır kekler, pastalar, bir telefonla eve sipariş verilebilecek imkanlar varken ne o öyle bisküvi de neymiş diyebilirler . Her yerde sağlıklı olduğu için yenilmesi gerektiği açıklanan fındık, fıstık ,badem olmalı ikramda bir de ceviz ,antep fıstığı da şart tabi. Patlamış mısırı evde yapma zevkini de yok etti büyük mağazalar, markalar. Paket paket patlamış mısır satılıyor marketlerde. Cipsiler ise bizim kuşağın alıştığı yiyecekler değil çok şükür.

Dönelim bugüne , yüzlerce kanal var ve hangi kanalı izleyeceğimize karar verme özgürlüğümüz elimizde. Yüzlerce TV kanalına tek tuşla ulaşabilirim, haber ve film kanalları,spor kanalları, belgesel,müzik,alışveriş, oyun vs. o kadar çok ki….

Şimdi ben yorgun argın halimle hangi kanalı arayıp bulacağım ??? Elbette en çok haber kanallarını izliyorum. Nasılsa tüm haber kanalları tek tipte haber veriyor. Son yıllarda zaten ülke ve dünya gündemine dair haberler çoğu zaman yer almıyor bu bültenlerde. Tüm ulusal kanallar sanki yerel kanalmış gibi mahallelerde yaşanan kavgaları bile anahaber bültenlerinde canlı bağlantılarla verir oldu.

Kadınlara, çocuklara ve hayvanlara yönelik şiddet haberleri, trafik terörü, şehir magandalarının baskınları,vs. gibi haberlerin ise magazinel olarak yansıtılması ile adeta teşvik edici bir rol üstlendi medya kuruluşları. Toplumu kutuplaştırıcı bir biçimde cinsiyetçi ve nefret dilinin egemen olduğu bir habercilik anlayışı kullanılıyor yaygın olarak. Tartışma programlarında ise hep erkekler konuşuyor , kadına şiddetin tartışıldığı programlarda dahi erkekler ön planda.

İşte bu yüzden, bütün gün sosyal medyadan haberleri takip ediyorum zaten diyerek kafa dağıtacak bir film veya dizi arıyorum rastgele. Onları da saatlerine göre takip etmek ne zor şey, en iyisi arkadaşların tavsiye ettiği “Dangal “ filmini netflixten seçip izlemeye karar veriyorum. Bu filmle birlikte aslında farkına varıyorum ki ben yıllardır hiçbir spor müsabakasını TV den izlememişim. Ne Akdeniz Olimpiyatlarını ve dünya olimpiyatlarını, ne güreş ve jimnastik müsabakalarını, voleybol ve basketbol turnuvalarını, ne de yüzme ve atletizm yarışmalarını izlememişim.

Oysa TV tek kanalken sözünü ettiğim bu spor müsabakalarını heyecanla ve zevkle izlerdik biz. Ne çok şeyden uzaklaşmış olduğumu farkettim. Dünya şampiyonu olan başarılı sporcu kadınlarımız kimlerdi hiç bilmiyordum. Filmde eski güreşçi olan babalarının hayali sebebiyle, Hindistan’da güreşçi olarak yetiştirilen iki kız kardeşin gerçek yaşam öyküsü anlatılıyordu. Ben film boyunca heyecanla onların güreşlerini izliyordum nefesimi tutarak.

Geeta Phogat 2010 Commonwealth Oyunları'nda altın madalya kazanarak güreşte altın madalya kazanan ilk kadın güreşçi olurken, kız kardeşi Babita da gümüş madalyayı almış. Genç kadın güreşçilerin başarıya giden yol boyunca kızlardan güreşçi olur mu vb. geleneksel anlayışla ve arkadaşlarının alay etmesiyle de mücadele etmelerini konu alan film müthişti…

Filmden sonra düşündüğüm ilk şey, kadınlar olarak kendi gücümüzün farkına varmak ve dayanışmak için yıllardır yürüttüğümüz mücadelede nasıl da yaşamın diğer zenginliklerini unutmuştum. Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık çalışan hak temelli mücadele yürüten feminist bir hukukçu olarak “Erkek adalet değil gerçek adalet perspektifiyle “ , kadınlara yönelik cinsel ,fiziksel, psikolojik ve ekonomik şiddete karşı gerek toplumsal gerekse hukuksal platformlarda toplumsal cinsiyet kaynaklı ayrımcılıkla uğraşırken, kısır bir döngü gibi hep adaletten umut beklemiş, aslında nedenlere odaklanmak yerine sonuçlara kilitlenmiştim. Bu durum zaman zaman bende çaresizlik duygumu çoğaltmış, ancak direnme ,değiştirme ve dönüştürme arzumu ise kamçılamıştı..

Fakat son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde artan şiddet sebebiyle özellikle kadınların bir çoğunda ve toplumsal kesimlerin hemen hemen tümünde korkunun ve çaresizlik duygusunun egemen olduğu bir dönemde , kadınların farklı alanlarda kazandığı dünya çapında başarılar hepimiz için önemliydi.

Kadının değersizleştirilmeye çalışıldığı, nesneleştirildiği, dini ve ahlaki kuralları bahane ederek ev içine hapsedilmek istendiği, itaate zorlandığı, iş yaşamından uzaklaştırmak için esnek çalışmaya itildiği, anneliğin kutsandığı bir toplumda birey olarak kazandığı her başarı bizim için bir ışıktı oysa ki.

Çok kanallı, sınırsız internetli bir dünyamız olmasına rağmen bizler neo liberal politikaların da etkisiyle beraber, sınırsızca ancak kategorileştirilerek önümüze sunulanların içinden neyi nasıl seçeceğimizi bilemez hale geldik. Özgürce seçme hakkımız var diye sevinirken her birimiz kendi isteğimizle kendi kulelerimize hapsedilmeye başladık. Aynı evde yaşayan ancak zevkleri farklı olanlar bile ayrıştı , her odaya bir TV ve tablet girdi.

Dolayısıyla spora özel bir ilgimiz yoksa izlediğimiz herhangi bir kanalda spora dair hiçbir şeye rastlama şansımız olmadığı için gittikçe uzaklaştık. Benzer şekilde müzik ,sinema veya diğer bilimsel ve sanatsal gelişmelerden bihaber şekilde çılgınca sürekli zaping yapıp döne dolana bulduğumuz bir filmi veya saçma sapan da olsa karşımıza çıkıveren bir diziyi, ya da master şeflerin sunduğu yemek programlarını seyrettik zaman zaman ve hala seyretmeye devam ediyoruz.

1980’lerden itibaren küresel ölçekte etkili olan neoliberal politikaların Türkiye medyasına olan etkisi sayesinde en önemli değişim radyo ve televizyonlar da kamu tekelinin kaldırılmasıydı. 24 Ocak 1980 kararlarıyla birlikte IMF ve Dünya Bankası tarafından tavsiye edilen uyum programlarında yer alan telekomünikasyon başta olmak üzere alt yapısı sağlamlaştırılan hizmet sektörlerinin özelleştirilmesinin ardından sadece dokuz ay sonra gerçekleşen 12 Eylül askeri darbesinin uygulamaya koyduğu ekonomik politikalar ,medya alanındaki ciddi gelişmelerin de hazırlayıcısı olmuştur. O zamanlar tek televizyon kanalı olan TRT darbe sonrasında tek sesli yayın yapan bir kanala dönüşmüştür. 1984 den sonra ise kanal sayısı önce 4 e çıkarılmış ardından 1990 ‘lı yıllarda ise ilk olarak STAR TV kurulmuş ardından çok sayıda özel televizyon kanalları yayına başlamıştır.

Günümüzde ise onlarca kamu kanalı ve yüzlerce özel kanal olmasına rağmen bu alandaki yasal düzenlemeler çok yetersiz olduğu için arzu ettiğimiz bir medya bulamıyoruz. Özellikle kadın ve çocuklara yönelik şiddet içerikli,ayrımcılığı yeniden üreten,geleneksel toplumsal cinsiyet klişeleri besleyen dizi,film ,evlilik programları, yemek yarışmaları, dini içerikli sağlık ve eğitim programları gittikçe muhafazakarlaşan toplumun susturulduğu, sorgulamaksızın kabullenmeye yönelik itaat kültürünü yaygınlaştırmayı hedefliyor.

Oysa ki Türkiye’nin ilk imzacı olduğu ve 2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesindeki taahhütleri çerçevesinde Madde 12/1 uyarınca, Taraf devletler, kadınların daha aşağı düzeyde olduğu düşüncesine veya kadınların ve erkeklerin toplumsal olarak klişeleşmiş rollerine dayalı önyargıların, törelerin, geleneklerin ve diğer uygulamaların kökünün kazınması amacıyla, kadınların ve erkeklerin sosyal ve kültürel davranış kalıplarının değiştirilmesine yardımcı olacak önlemleri almakla yükümlü tutulmuştur.

Madde 17 uyarınca, Taraf devletler ifade özgürlüğüne ve bağımsızlıklarına gerekli saygıyı göstererek özel sektör, bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü ve medyayı, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadın onuruna duyulan saygının arttırılması için politika geliştirme, uygulamaya katılma ve yönergeler ile özel düzenleyici standartlar geliştirme hususlarında teşvik etmek zorundadır. Bu maddenin amacı, bu Sözleşme kapsamındaki her tür şiddeti önleme ve bu tür fiillerle mücadele şeklindeki uzun vadeli amacı gerçekleştirmeye yönelik çabalara yeni bir ivme kazandırmaktır. Bu düzenlemeyle, zararlı toplumsal cinsiyet temelli klişelerin, kadınları aşağılayıcı görüntü ve yorumların medyada yer almasının önüne geçilmek istenmektedir. Sözleşme’nin Taraflarından, özel sektörü, bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünü ve medyayı, kadınlara yönelik şiddeti önlemeye yönelik yerel, bölgesel veya ulusal politikaların ve çabaların yalnızca oluşturulmasına değil, bunların uygulanmasına da katılmaya özendirmeleri istenmektedir. Bu alanda harekete geçilip geçilmeyeceği, geçilecekse ne tür girişimlerde bulunulacağı, ilgili Taraflara bırakılmıştır. Bu hususun medya açısından taşıdığı önem, Tarafların bu özendirmesinde ifade özgürlüğüne ve medyanın bağımsızlığına özel özen gösterilmesi gerekliliğidir. Bağımsızlık, özel olarak yayın politikasının bağımsızlığı açısından değerlendirilmelidir. İkincisi, Taraflardan, özel sektörü, bilgi ve iletişim teknolojileri sektörünü ve medyayı belirli konularda özendirmeleri talep edilmektedir. Buna göre söz konusu kesimler, kadınların saygınlığını sağlayacak kılavuzlar ve kendi kendini yönetme standartları oluşturmalı, böylece kadınlara yönelik şiddetin önlenmesine katkıda bulunmalıdırlar.

Madde 14/2 uyarınca, Taraf devletler medyada, kadın erkek eşitliği, kalıplaşmamış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerdeki çatışmalarda çözüm yolları, kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişisel bütünlük hakkı gibi konulardaki ilkeleri geliştirmek amacıyla gerekli adımları atma görevi üstlenmişlerdir. Kapsamlı, Eşgüdümlü ve Bütüncül Politikalar İzlemek,. Özel Sektör ve Medya ile İşbirliği Madde 17, Taraf devletlerin, özel sektör, bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü ve medya ile kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve kadın onuruna duyulan saygının arttırılması için işbirliği yapmasını öngörmektedir.

6284 sayılı yasada bu husus tekrar düzenlenmiştir. MADDE 16’ da Kurumlararası koordinasyon ve eğitim öngörülmüş ve bu görevin Aile,Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanlığınca yerine getrleceği açıklanmıştır. Bu yasaya göre; Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ile ulusal, bölgesel ve yerel yayın yapan özel televizyon kuruluşları ve radyolar, ayda en az doksan dakika kadınların çalışma yaşamına katılımı, özellikle kadın ve çocukla ilgili olmak üzere şiddetle mücadele mekanizmaları ve benzeri politikalar konusunda Bakanlık tarafından hazırlanan ya da hazırlattırılan bilgilendirme materyallerini yayınlamak zorundadır.

Bu yayınlar, asgari otuz dakikası 17.00-22.00 saatleri arasında olmak üzere 08.00-22.00 saatleri arasında yapılır ve yayınların kopyaları her ay düzenli olarak Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna teslim edilir. Bu saatler dışında yapılan yayınlar aylık doksan dakikalık süreye dâhil edilmez. Bu süreler Radyo ve Televizyon Üst Kurulu tarafından denetlenir. Televizyon kuruluşları ve radyolarda yayınlanacak bilgilendirme materyalleri, Bakanlık birimleri tarafından üniversiteler, ilgili meslek kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarının da görüşleri alınarak hazırlanır şeklindeki hükme rağmen kamu spotları bile yetersizdir.

Kaldı ki salt süreli yayınlarda değil tüm yayınlar içeriklerinde sözleşmede açıklanan hükümlere uygun olmak zorundadır. Bizler de seçme şansımız olan azınlık grubuna dahil olduğumuz için bir çoğumuz paralı kanallardan arzu ettiğimiz yayınları izleme şansı elde ediyoruz. . Ancak neyi seçip seçemeyeceğimiz konusundaki kültürel alt yapımız ne yazık ki toplumun genelinde yerleşik kodlarla aynı biçimde beslendiği için (okulda,sokakta,işyerinde vs. ) seçme özgürlüğümüz de aslında yavaş yavaş yok olmaya başlıyor. İşte yıllardır TV de spor müsabakası izlemediğimin farkına vardığımda korkuyla ürpermem bu sebepledir. Başarılı tüm kadın sporcularımızdan kendi adıma özür diliyorum. Dangal filminden sonra araştırıp öğrendiğim güreş sporu yapan ve çok önemli şampiyonluklar kazanmış olan Yasemin Adar, Evin Demirhan ve adını bilmediğim tüm kadın güreşçilerimizi yürekten kutluyorum.

Av.Şenay Tavuz, 06.11.2019

*"Dangal", Hindistan'da güreş yarışlarına verilen isim.

https://www.a24.com.tr/dangal-ne-demek---dangal-nedir-filmin-konusu-ne-anlama-geliyor--haberi-40124968h.html?h=53

23 Ağustos 2017 tarihinde Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen Dünya Güreş Şampiyonası'nda Dünya Güreş Şampiyonası'nda milli güreşçi Yasemin Adar ilk defa Kadınlarda 75 kiloda Dünya Şampiyonu olmuştur. 1991 doğumlu Balıkesirli sporcu Yasemin Adar, fırıncılıktan emekli bir babanın, güreşe meraklı bir ailenin iki kızından biri.

Aynı yarışmada 48 kiloda Evin Demirhan bronz madalya kazanmış, böylece Kadınlar branşında ilk defa iki madalya birden kazanarak tarihe geçmişlerdir. Evin Demirhan daha öncesinde de ; Polonya'da 21-26 Kasım 2017 tarihleri arasında düzenlenen U23 Dünya Güreş Şampiyonası'nda 48 kiloda altın madalya kazanmıştır. 1995 ,Siirt doğumlu milli sporcu Evin Demirhan, 10 çocuklu yoksul bir ailede dünyaya gelmiştir, hayat hikayesiyle dikkat çeken Evin, röportajlarda ailesine katkıda bulunmak ve kendine güzel bir hayat kurmak adına güreşle tanıştığını belirtmiştir. Siirt dışına ilk kez çıkarak katıldığı ilk yarışmada Türkiye birincisi oldu. Hayatı belgesel oldu, belgesel Antalya Film Festivali'nde ödül almıştır. Milli sporcu Türk kadın güreşinde Avrupa ve Dünya şampiyonalarında 16 madalya ile en fazla madalya kazanan güreşçi olmuştur.

Milli güreşçi Evin Demirhan, 2019 Avrupa Oyunları'nda bronz madalyanın sahibi oldu.

Avrupa Güreş Şampiyonası'nda Kadın Milli Takımı üçüncü oldu Kadın Güreş Milli Takımı, 08-14 NİSAN 2019 tarihleri arasında Romanya’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nı üçüncü bitirdi.

Romanya'nın başkenti Bükreş'te devam Avrupa Güreş Şampiyonası'nda kadın milli güreşçiler, toplamda kazandığı 4 madalya ve 98 puanla takım halinde Avrupa üçüncüsü olarak yurda döndü. Şampiyona kapsamında 76 kiloda mücadele eden Yasemin Adar altın, 59 kiloda Elif Jale Yeşilırmak, 55 kiloda Bediha Gün ve 50 kiloda Evin Demirhan bronz madalya elde etti. Milli kafile Türk Hava Yolları'nın tarifeli uçağıyla saat 11.30'da İstanbul Havalimanına indi. Milli güreşçiler havalimanında çiçeklerle karşılandı.

http://spor.haber7.com/diger-branslar/haber/2851102-kadin-gurescilerimiz-avrupa-ucuncusu-oldu